Kaskatı Ayrı mı? Kalplerin Aynı Dili Konuşmadığı Yer
Bazen bir hikâye anlatmak gerekir. Çünkü kelimeler, kalbimizin sesini taşıyan en güçlü köprülerdir. Bu satırları yazarken içimde, kendi hikâyemi değil belki ama birçoğumuzun yaşadığı bir kırılmayı paylaşma isteği var. “Kaskatı ayrı mı?” diye sorarken aslında bir ayrılığı değil, bir yabancılaşmayı sorguluyorum. Çünkü bazen aynı evi paylaşan iki insan bile birbirinden çok uzakta olabilir…
Soğuk Zeka ile Sıcak Kalbin Dansı
Derin ve Arda… Bu hikâyenin iki kahramanı. Derin, duygularını kelimelere dökmekte zorlanan, her şeyi mantığıyla çözmeye çalışan bir adam. Arda ise empatisiyle etrafındaki herkesi sarıp sarmalayan, hislerle yaşayan bir kadın. Onları bir araya getiren şey aşk oldu, ama aşkın ardından gelen hayat onları farklı yönlere sürükledi.
İlk zamanlar her şey çok güzeldi. Derin’in planlı oluşu, Arda’nın dünyasında güven duygusu yaratıyordu. Arda’nın içtenliği ve anlayışı ise Derin’in soğuk duvarlarını ısıtıyordu. Fakat zamanla bu farklılıklar birer çatışma noktasına dönüşmeye başladı. Arda, bir tartışmanın ardından sarılıp konuşmak isterken, Derin çözüm önerileri sıralıyor, konuyu bir “problem” gibi ele alıyordu. Arda’nın istediği “anlaşılmak” iken, Derin’in derdi “çözmekti.”
Kırılma Noktası
Bir akşam yine aynı şey oldu. Arda, işten döndüğünde gözleri doluydu. “Bugün çok zorlandım, sadece dinlemeni istiyorum.” dedi. Derin ise hemen cümlesini kurdu: “O zaman yarın erken kalk, toplantıdan önce hazırlık yap. Sorun kalmaz.”
İşte o anda Arda’nın içindeki bir şey kırıldı. Çünkü o an çözüm değil, bir sarılma istiyordu. Bir “anladım seni” duymak istiyordu. Ama Derin’in dünyasında duygular, çözülmesi gereken bir denklem gibiydi. O da sevdiğini sanıyordu, çünkü elinden gelenin en iyisini yapıyordu. Arda da sevildiğini biliyordu ama ruhunun bir parçası hep yalnız kalıyordu.
Kaskatı Ayrı mı?
“Kaskatı ayrı mı?” cümlesi işte tam burada anlam kazanıyor. Bazen insanlar gerçekten ayrı değildir; hâlâ aynı evde yaşarlar, aynı masada yemek yerler, aynı yatağa yatarlar… Ama ruhları birbirine kaskatı ayrı düşmüştür. İki farklı dil konuşurlar; biri mantığın, diğeri kalbin dilinde.
Derin’in dünyasında sevgi; korumak, planlamak, sorunlara çözüm bulmaktır. Arda’nın dünyasında sevgi; anlamak, hissetmek, birlikte susabilmektir. Ne biri tamamen haklıdır ne de diğeri tamamen haksız. Ama bir noktada birbirlerine temas etmeyi unutmuşlardır. Çünkü temas, bazen kelimeleri susturup sadece “orada olmakla” mümkün olur.
Sevgi Aynı, Yol Farklı
Zaman geçti. Arda bir gün bavulunu topladı ve kapıya doğru yürüdü. Derin şaşkındı. “Neden gidiyorsun? Her şeyi düzeltmeye çalıştım.” dedi. Arda gözleri dolu bir şekilde fısıldadı: “Belki de tek yapman gereken hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmamak, sadece yanımda olmaktı.”
Belki bu hikâyede bir suçlu yoktu. Sadece iki insan, iki farklı sevme biçimi vardı. Biri çözerek, diğeri hissederek sevmeye çalışmıştı. Ama sonunda sevgi aynı olsa da yollar ayrı düşmüştü.
Son Söz
“Kaskatı ayrı mı?” sorusu, sadece bir ilişkiyi değil, bir anlayışı da sorguluyor. Belki de hiçbirimiz tamamen yanlış değiliz. Erkeklerin stratejik yaklaşımı, kadınların empatik bakışı kadar değerli. Ama gerçek sevgi, farklı diller konuşan iki insanın, birbirinin dilini öğrenme çabasındadır. Çünkü sevgi, aynı dili konuşmaktan çok, aynı kalpte buluşmayı başarabilmektir.
Ve belki de bu hikâyede olduğu gibi, bazen ayrı kalmak değil, yeniden yakınlaşmayı öğrenmek gerekir. Kaskatı ayrı değil… Belki sadece anlamayı unuttuğumuz kadar uzak, hâlâ sevdiğimiz kadar yakınız.