Cemal Kaşıkçı Öldü mü? Gerçeğin Gölgesinde Bir Hikâye
Bazı hikâyeler vardır ki sadece bir insanın hayatını değil, milyonların vicdanını da derinden sarsar. Bu satırları yazarken içimde tarifsiz bir sızı var. Çünkü bugün size bir gazetecinin, bir hayalin, bir adalet arayışının hikâyesini anlatacağım. Bu hikâye sadece bir ölümün değil, sessizliğin de sesi olacak. Buyurun, gelin birlikte dinleyelim…
Bir Adamın Ardında Bıraktığı İz
Cemal Kaşıkçı… Adını ilk kez belki haberlerde duydunuz, belki bir köşe yazısında. Suudi Arabistanlı bir gazeteciydi. Kalemi sivriydi, sözcükleri güçlü… En çok da “hakikat”e olan inancıyla tanınırdı. Çünkü onun için gazetecilik sadece bir meslek değil, adaletsizliğe karşı verilen bir mücadeleydi. Fakat hakikati aramak bazen ölümle burun buruna gelmek demekti. Ve Kaşıkçı da bunun bedelini en ağır şekilde ödedi.
İstanbul’da Kaybolan Bir Ses
2 Ekim 2018 günü İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nun kapısından içeri adım attığında kimse onun bir daha dışarı çıkamayacağını bilmiyordu. Nişanlısı Hatice, konsolosluğun kapısında saatlerce bekledi ama Cemal geri dönmedi. O gün orada sadece bir gazeteci değil, dünyaya ses olmaya çalışan bir vicdan susturuldu. Kaşıkçı, içeride vahşice öldürüldü. Parçalara ayrıldı. Ve bedeni hâlâ bulunamadı.
Erkeklerin Planı, Kadınların Yarası
Hikâyemizin merkezinde iki karakter var: Selim ve Elif. Selim, stratejik düşünen, çözüm odaklı bir adam. Her şeyin bir planı, her problemin bir çözümü olduğuna inanır. Elif ise duygularıyla konuşan, insanlara empatiyle yaklaşan bir kadın. Kaşıkçı olayını duyduklarında verdikleri tepkiler bu farkı ortaya koydu.
“Böyle şeyler hep olur, devletlerin kirli işleri…” dedi Selim, yüzünde soğukkanlı bir ifade ile. Onun için mesele, siyasi bir stratejiden ibaretti. Deliller, uluslararası dengeler, diplomatik ilişkiler… Hepsi analiz edilmesi gereken birer veriydi. Elif ise gözyaşlarını tutamadı: “Bir insanın hayatı bu kadar ucuz mu? Nişanlısı onu hâlâ bekliyor…”
Selim’in aklıyla Elif’in kalbi arasında kalan bu hikâye, aslında dünyanın Kaşıkçı cinayetini nasıl karşıladığının da bir yansımasıydı. Bazıları olayı jeopolitik bir kriz olarak ele aldı, bazıları ise bir insanlık dramı olarak. Fakat gerçek değişmedi: Cemal Kaşıkçı öldürüldü ve adalet hâlâ tam anlamıyla sağlanmadı.
Bir Sessizliğin Yankısı
Cinayet ortaya çıktığında dünya ayağa kalktı. Uluslararası basın günlerce bu olayı konuştu. Suudi yetkililer önce inkâr etti, sonra itiraf etti. Ancak hâlâ birçok soru cevapsız. Kaşıkçı’nın bedeni nerede? Emri kim verdi? Gerçek adalet yerini buldu mu?
Elif gibi hisseden milyonlarca insan hâlâ aynı soruları soruyor. Her yıl 2 Ekim geldiğinde sosyal medyada #JusticeForJamal etiketi yeniden gündem oluyor. Çünkü bazı ölümler unutulmaz. Bazı sesler susturulsa bile yankısı yıllarca sürer.
Bir Vicdanın Çağrısı
Cemal Kaşıkçı öldü mü? Evet, öldürüldü. Ama belki de hâlâ yaşıyor… Yazılarında, düşüncelerinde, hakikat arayışında. Bir gazetecinin cesareti, susturulsa da dünyaya ilham olmaya devam ediyor. Onun hikâyesi bize bir gerçeği hatırlatıyor: Sessiz kalmak bazen suç ortaklığıdır.
Ve bizler, Elif gibi hisseden milyonlar olarak, adalet arayışını sürdürdükçe Cemal’in sesi asla tamamen yok olmayacak. Belki bir gün o konsolosluğun kapısı gibi kapalı duran hakikat kapıları da açılacak. O gün geldiğinde, bir gazetecinin hayali yeniden doğacak.
Son Söz
Bu hikâye sadece Cemal Kaşıkçı’nın değil, susturulmuş tüm vicdanların hikâyesi. Eğer bu satırlar size bir şey hissettirdiyse, unutmayın: Adalet, hatırlamakla başlar. Sessiz kalmayın. Çünkü her ses, bir gün değişimin habercisi olabilir.