Dünyanın En Şişko Kimdir?
Herkesin hayatında bir dönüm noktası vardır. Bazen bir olay, bazen de sadece bir an, insanın yaşamını köklü bir şekilde değiştirir. Benim için de o an, bir sabah Kayseri’nin soğuk bir kış gününde başladı. O gün, sormak zorunda olduğum bir soru vardı: “Dünyanın en şişko kimdir?” Ama bu soru, sadece şişmanlıkla ilgili değildi. İçinde kaybolmuşluk, hayal kırıklığı, ve belki biraz da umut vardı. Bu yazı, o sabahın ardından gelişen olayları anlatıyor. Sizinle, kendi yaşadığım duygusal bir yolculuğu paylaşacağım.
O Sabah, O İnsan
Kayseri’deki küçük apartmanımızda, sabahın erken saatlerinde uyanmıştım. Tüm ev sessizdi, ama birden aklımda bir düşünce belirdi: “Dünyanın en şişko kimdir?” Aslında, bu soruyu hiç düşünmemiştim. Ama o sabah, her şey farklıydı. Birçok sabah gibi uyanmıştım ama bu sabah bir şeyler değişmişti. Yatak odamın penceresinden dışarı bakarken, kendimi bir anda kendi vücudumla yüzleşirken buldum. Belli ki, bedenim de bana bir şeyler söylemek istiyordu.
O gün, annemle konuşmak için sabah kahvaltısını beklerken, aklımdan geçirdiğim bir soru vardı: “Eğer biri dünyanın en şişko insanıysa, o kişi gerçekten mutlu olabilir mi?” O kadar basitti ki… Ama o kadar derin, o kadar anlamlıydı ki! Annem, mutfakta kahvaltıyı hazırlarken bana gülümsedi ve “İyi misin?” diye sordu. Bu soru, içimdeki boşluğu bir nebze olsun doldurdu. Ama içimde bir şeyler eksikti. O gün, kendimi öyle bir şekilde yalnız hissettim ki, her şeyin bir anlamı olup olmadığını sorgulamaya başladım.
Bir Yıl Öncesine Gitmek
Bir yıl önce, vücut ölçülerimle barışamamıştım. Kayseri’nin sıcak yaz günlerinde bile, aynada kendimi görmek istemediğim bir noktaya gelmiştim. İnsanların bakışları, özellikle büyüklerin ne düşündüğünü bilmek, sanki her şeyimi çalıyordu. “Dünyanın en şişko kimdir?” sorusunu sormam, biraz da kendi vücut hatlarımla ilgiliydi. O kadar büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım ki, bir gün bile kendimi sevmek, kendimle barışmak çok zor geliyordu. Şişmanlık, sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da ağırsızlık hissi yaratıyordu.
Bir sabah, bir arkadaşımla Kayseri’nin o meşhur pastanesine gitmiştik. Yavaşça her lokmayı yavaşça çiğnerken, arkadaşımla sohbet ediyordum. Ama bir yandan da aklımda sorular vardı. O gün, kahvenin yanında yediğimiz tatlıyı bir tür ödül gibi yiyorduk. İçimdeki boşluk, biraz olsun dolmuş gibi hissettim. Ama sonra, yavaşça tatlının tadını kaybettiğini fark ettim. İçim bir tuhaf olmuştu, neye uğradığımı bilmiyordum. “Bu kadar mı?” dedim kendi kendime. Gerçekten, dünyanın en şişko insanı olmak isteyen birini tanıyordum… Ama kimse bunun içini dolduracak kadar cesur olamazdı.
Bedenin Hikayesi
Şişmanlık, yalnızca vücudu değil, zihni de etkiler. Aynada gördüğün kişinin, yıllarca sana kötü sözler söyleyen biri olduğunu düşünün. O kişi sürekli seni suçluyor, seni küçük düşürüyor, seni ötekileştiriyordu. İşte bu, yalnızca fiziksel değil, duygusal bir yük de oluyordu. Zamanla, şişmanlık yalnızca fiziksel bir durum olmaktan çıkmıştı. Ruhum, bedensel şeklimle boğuşuyor, her gün biraz daha yıpranıyordu. Ve sonunda bir gün, o sabah kaybolduğum sabah gibi, bu soruyu sordum: “Dünyanın en şişko kimdir?”
Bir Anlık Uyanış
Ve o sabah, Kayseri’nin o soğuk gününde, bir şey değişti. Çekmecemdeki günlüklerden birini açtım. Yıllarca yazdığım, duygusal yüklerle dolu sayfaları karıştırırken, bir anda, yıllarca bastırdığım bir ses duydum. Bedenimle barışmak, kendimi kabullenmek… İşte tam olarak burada, o sabah her şey değişti. Kendi bedeniyle barışan ilk kişi, ben olmalıydım. Kendimi sevmediğimde, başkalarının da beni sevmesini bekleyemezdim. “Dünyanın en şişko kimdir?” sorusu, içsel bir yolculuğa dönüşmüştü.
Kayseri’nin sokaklarında yürürken, içimde büyük bir değişim yaşadım. Yavaşça, ama emin adımlarla, vücudumla barışmaya başlamıştım. Artık şişmanlık, yalnızca bir etiket değildi. Benim kimliğim, ruhum, bedenim, hepsi bir bütün olarak önemliydi. Yavaşça o sabahın duygusal yükünden arındım ve yüzümde bir gülümseme belirdi. Gerçekten mutlu olabileceğimi fark ettim. Şişmanlık, beni tanımlamıyordu. Kimseye boyun eğmeyecektim, hatta o soruya bile cevap vermeyecektim. Çünkü cevabım basitti: “Kimse!”
Umut ve Kabullenme
Ve işte, bir yıl sonra, Kayseri’nin o sabahı ile bu yazı arasında geçen sürede öğrendim ki, şişmanlık bir etiket değil, bir yolculuktu. İnsan kendini ne kadar severse, başkalarının da ona olan bakışı o kadar değişir. Şişman olmak, dünyanın en büyük “etiketi” gibi görünse de, aslında çok küçük bir şeydi. İnsanlar, dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak seni yargılayabilir ama senin içindeki gücü sadece sen bilebilirsin. Ve ben artık biliyorum: Dünyanın en şişko kimdir sorusu, sadece bir soru değil. Bir anlamda, herkes kendi şişmanlığını taşır, ama kimse bununla yaşamak zorunda değildir. Kendini sevmen, her şeyin anahtarıdır.
O sabahı hatırladıkça, bir sonraki adımın ne olacağı konusunda daha cesur hissediyorum. Ve bu yazıyı, belki de her okuyucumun kalbine dokunacak bir şekilde yazıyorum. Eğer biri, bu satırları okurken kendi bedenine ve ruhuna barış ilan ederse, o zaman ben de doğru yolu bulmuşum demektir. “Dünyanın en şişko kimdir?” sorusunun cevabını bulmak, içsel bir yolculuktan geçmekti. Ve ben o yolculuğa başladım.