Kayseri’de Bir Akşam: İçime Sığmayan Sorular
Kayseri’nin akşamları bana hep aynı duyguyu verir; sanki şehir biraz yorulur, insanlar biraz susar, ben ise tam o sırada daha çok düşünmeye başlarım. 25 yaşındayım ve bunu saklamıyorum: bazen kendi iç sesim beni yoruyor, bazen de hayatta kalmamı sağlayan tek şey o oluyor.
O akşam da öyleydi. Evde yalnızdım. Pencere açık, dışarıdan hafif bir rüzgâr içeri giriyordu. Defterim masadaydı ama açmaya çekiniyordum. Çünkü bazı cümleler yazılınca geri dönüşü olmuyor, bunu çok iyi biliyorum.
O sırada aklıma bir soru takıldı ve içimde yankılandı:
Karakterli olmak nedir?
Bu soru öyle basit bir merak gibi gelmedi. İçime çöken bir ağırlık gibi geldi. Çünkü son günlerde kendimi sürekli sorguluyordum. İnsanlar “karakterli ol” derken neyi kast ediyordu? Doğruyu yapmak mı? Sessiz kalmak mı? Yoksa kendi bildiğini inatla savunmak mı?
Bilmiyordum.
Ama bildiğim tek şey vardı: bu soru bende bir şeyleri sarsıyordu.
Bir Arkadaşın Sessiz Vedası
Bu düşüncenin başlangıcı birkaç gün öncesine dayanıyordu. Eski bir arkadaşım vardı. Uzun zamandır görüşmüyorduk ama bir gün ansızın karşılaştık. Bir kafede oturduk, Kayseri’nin o bildik kalabalığında.
O bana hayatındaki bir kararı anlattı. Bir yanlışın içinde kalmıştı ve o yanlışı sürdürmek yerine geri çekilmişti. Ama bu geri çekilme ona pahalıya mal olmuştu; bazı insanlar onu “zayıf” bulmuştu.
O ise sadece şunu demişti:
“Ben içim rahat etmediği hiçbir şeyin içinde kalamam.”
O an ona bakarken içimde bir şey kırıldı. Çünkü ben çoğu zaman içim rahat etmese de susuyordum. Tartışmadan kaçıyor, idare ediyordum. Sonra da kendime kızıyordum.
O gün ilk kez ciddi ciddi düşündüm:
Karakterli olmak nedir? Susmamak mı, yoksa doğruyu seçmek mi?
İçimdeki çatışma
O kafeden çıktığımda yürürken içimde garip bir duygu vardı. Ne tamamen hayranlık, ne de tam bir eleştiri… daha çok karışık bir hayranlık ve kıskançlık.
“Ben olsam ne yapardım?” diye sordum kendime.
Cevap veremedim.
Ve bu cevapsızlık beni rahatsız etti.
Gece Defteri ve İçimdeki İtiraf
O gece defterimi açtım. Uzun süre boş sayfaya baktım. Kalem elimdeydi ama yazamıyordum. Çünkü yazarsam kendime dürüst olmak zorundaydım.
Sonra yazdım:
“Karakterli olmak nedir?”
Altına hiçbir cevap yazmadım. Sadece soru bıraktım.
Çünkü o an fark ettim ki ben cevabı bilmiyordum, ama cevaptan kaçtığımı biliyordum.
Kendi hayatımı düşündüm. Kaç kere “olsun” deyip geçtiğimi, kaç kere içim yanarken sustuğumu… Bunları hatırladıkça içim sıkıştı.
Ve dürüst olayım: kendimden utandığım anlar oldu.
Ama bu utanç bile bir başlangıçtı.
Kayseri Sokaklarında Bir Yürüyüş
Ertesi gün dışarı çıktım. Hava soğuktu, Kayseri’nin rüzgârı yüzüme çarpıyordu. Yürüdükçe zihnim açılmıyordu; tam tersine daha da doluyordu.
Bir bankta oturdum. İnsanları izledim.
Bir adam telefonla tartışıyordu, sesi yükseliyordu ama sonra bir anda sustu. Bir kadın çocuğuna sabırla bir şeyler anlatıyordu ama gözlerinde yorgunluk vardı. Bir genç kulaklığını takmış, dünyadan tamamen kopmuştu.
O an düşündüm:
Herkes kendi karakterini yaşıyordu ama kimse bunu “karakter” diye adlandırmıyordu.
Belki de karakterli olmak, bağırmak ya da susmak değil; insanın kendi içinde neyi seçtiğiyle ilgiliydi.
Ama yine de içimdeki boşluk dolmuyordu.
Bir Hata ve Bir Gerçek
Bir süre önce iş yerinde bir olay olmuştu. Küçük bir yanlış anlaşılma yüzünden bir arkadaşım suçlanmıştı. Ben gerçeği biliyordum ama konuşmamıştım. Çünkü araya girmek istememiştim. “Beni ilgilendirmez” demiştim içimden.
Ama ilgilendiriyordu.
Çünkü o gün biri haksız yere suçlanmıştı ve ben sadece izlemiştim.
O olay aklıma geldikçe midem sıkışıyordu.
Ve o gece defterime bir cümle daha yazdım:
“Bazen karakterli olmak, susmamayı seçmektir.”
Ama bunu yazarken bile emin değildim. Çünkü her doğru her zaman bağırarak söylenmezdi.
Bir Sohbet ve İçimi Sarsan Cümle
Birkaç gün sonra arkadaşlarımla otururken konu yine aynı yere geldi. Biri dedi ki:
“Karakterli insan, ne olursa olsun doğruyu söyler.”
Bir diğeri karşı çıktı:
“Bazen doğruyu söylemek değil, doğru zamanı beklemek karakterdir.”
Ben sadece dinliyordum. Ama içim fırtına gibiydi.
Sonra biri bana döndü:
“Sen ne düşünüyorsun?”
Cevap vermeden önce uzun bir sessizlik oldu. O sessizlik içinde kendimi tarttım.
Ve dedim ki:
“Bence karakterli olmak, kendinden kaçmamak.”
O an masada kısa bir sessizlik oldu. Ama benim içimde uzun bir yankı kaldı.
Kendimle Yüzleşme
O gece eve döndüğümde aynaya baktım. Uzun süre kendime baktım.
Gerçekten kimdim ben?
Sessiz kalan biri mi? Yoksa doğruyu bilip söylemeyen biri mi?
İçimdeki cevap ağırdı ama açıktı: Ben çoğu zaman kolay olanı seçiyordum.
Ve bu beni rahatsız etti.
Ama aynı zamanda değiştirmek için bir kapı açtı.
Karakterin Sessiz Tarifi
Defterimi tekrar açtım. Bu kez soru değil, düşünceler yazmaya başladım.
Karakterli olmak nedir?
Belki de her zaman güçlü olmak değildi. Belki de hata yaptığını kabul edebilmekti. Belki de korkmana rağmen doğruya yaklaşabilmekti.
Belki de karakter, kimsenin görmediği anlarda verdiğin kararlardı.
Ve en çok da şuydu:
Kendine yalan söylememek.
Bunu yazarken içim biraz rahatladı ama tamamen değil. Çünkü değişim kolay bir şey değildi.
İçimdeki Kırılma ve Yeni Bir Başlangıç
Birkaç gün sonra iş yerinde benzer bir durum tekrar oldu. Bu kez sustum. Ama bu kez farklıydı; korkudan değil, düşünerek susmuştum.
Sonra o günün sonunda doğru an geldiğinde konuştum. Sakin ama net bir şekilde gerçeği söyledim.
Sesim titremiyordu ama içim titriyordu.
O an fark ettim:
Karakterli olmak, tek bir anlık cesaret değilmiş. Sürekli kendini yoklamakmış.
O konuşmadan sonra kimse beni alkışlamadı. Kimse özel bir şey söylemedi.
Ama ben içimde ilk kez hafif hissettim.
Geceye Bıraktığım Son Cümle
O gece defterimi kapatmadan önce son kez yazdım:
“Karakterli olmak nedir?”
Bu kez altına cevap yazdım:
“İnsanın kendinden kaçmayı bırakmasıdır.”
Kalemi bıraktım.
Camdan dışarı baktım.
Kayseri sessizdi.
Ama içimde uzun zamandır ilk kez bu kadar net bir ses vardı.
Orjindogalgaz okurlarıyla “Karakterli olmak nedir” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
İlgili Yazımız: Mikrobiyolojide pasaj nedir ?