Kaç Derecenin Üstü Sıcak? Kayseri’de Yazın İçinden Geçen Bir Gün
Değerli Orjindogalgaz takipçileri, bu yazımızda “Kaç derecenin üstü sıcak” ile ilgili sık sorulan soruları yanıtlıyoruz.
Sabahın Erken Saatlerinde İçime Çöken O Ağır Hava
Kayseri’de yaz sabahları bile insanı şaşırtacak kadar sert başlar. Perdeyi araladığımda güneş çoktan uyanmıştı. Hatta sanki geceyi hiç yaşamamış gibi doğrudan tepeme çökmeye hazırlanıyordu. İçimde tuhaf bir yorgunluk vardı. Ne uyumuş gibi hissediyordum ne de uyanmış gibi.
Yatağın kenarına oturup telefona baktım. Hava durumu bildiriminde tek bir cümle yazıyordu: 34 derece.
O an aklımdan geçen tek şey şuydu: Kaç derecenin üstü sıcak sayılırdı ki gerçekten? 30 mu? 35 mi? Yoksa insanın içini yakan her şey zaten “sıcak” mıydı?
Pencereyi tamamen açtım. Dışarıdan gelen hava yüzüme çarptığında sanki bir duvara çarpmış gibi geri çekildim. Bu sıcaklık sadece termometreyle ölçülecek bir şey değildi. İçime işleyen, düşüncelerimi bile ağırlaştıran bir şeydi.
Mutfağa gidip su içtim. Buzdolabının sesi bile bunaltıcıydı. Sanki evin içi de dışarıya teslim olmuştu.
Şehirle İlk Temas: Otobüs Durağında Beklemek
Evden çıkmam gerekiyordu. İşim yoktu belki ama çıkmam gerekiyordu. Çünkü evin içindeki sessizlik de en az sıcak kadar boğucuydu.
Otobüs durağına yürürken asfaltın yaydığı ısı ayakkabımın tabanından yukarı çıkıyordu. Her adımda biraz daha yavaşlıyordum. İnsanlar da vardı ama kimse konuşmuyordu. Herkes kendi sıcaklığının içinde kaybolmuş gibiydi.
Durağa vardığımda küçük gölgeli alanın bile yeterli olmadığını fark ettim. Güneş öyle bir açıyla vuruyordu ki, gölge bile sığınak olamıyordu.
Yanımda orta yaşlı bir adam vardı. Elindeki şişeyi sürekli ağzına götürüyordu. Bir ara kendi kendime mırıldandım:
“Kaç derecenin üstü sıcak oluyor acaba?”
Adam duydu. Bana bakmadan cevap verdi:
“Bence insan terlemeye başladığında.”
O cümle içime oturdu. Çünkü ben çoktan terlemeye başlamıştım ama asıl mesele bu değildi. Asıl mesele içimdeki sıkışmanın bu sıcaklıktan mı yoksa başka bir şeyden mi kaynaklandığını anlayamamaktı.
Beklemek ve Zamanın Yavaşlaması
Otobüs geç geldi. Her dakika bir ömür gibi uzadı. Telefonuma baktım ama ekran bile sıcaklıktan parlıyordu. Kayseri’nin yazı sanki sadece havayı değil, zamanı da yakıyordu.
İçimden sürekli aynı soru dönüyordu:
Kaç derece olduğunda insan dayanmayı bırakır?
Belki de sıcaklık bir sayı değildi. Belki de bir eşikti. O eşiği geçtiğinde insanın sabrı, düşünceleri, hayalleri bile eriyip gidiyordu.
Bir Kafede Soğuk Bir Bardak Su ve Eski Bir Hatıra
Otobüsten indikten sonra bir kafeye sığındım. Klima sesi bile dışarıdaki sıcaklığın yanında zayıf kalıyordu. Ama yine de içerisi bir nebze nefes aldırıyordu.
Cam kenarına oturdum. Buzlu su söyledim. Bardak elime geldiğinde dışındaki su damlacıkları sanki benim düşüncelerimi temsil ediyordu: birikmiş, ağır ve çözülmeye hazır.
Tam o sırada eski bir anı geldi aklıma. Geçen yaz birisiyle yürüdüğüm bir akşam. O zaman da hava sıcaktı ama farklıydı. Daha hafif, daha katlanılabilir.
O kişi gülerek demişti:
“Kaç derecenin üstü sıcak sence?”
Ben de o an düşünmeden cevap vermiştim:
“Sen yanımdayken hiçbir derece sıcak değil.”
O cümleyi hatırladığımda boğazım düğümlendi. Çünkü bazı sıcaklıklar gerçekten havadan gelmiyordu. İnsanların gidişinden geliyordu.
Bardağı elime aldım. Soğuk suyu içtim ama içimdeki sıcaklık azalmadı.
Şehrin Ortasında Yürürken İçimdeki Fırtına
Kafeden çıktıktan sonra yürümeye başladım. Güneş artık daha dikti. Kayseri sokakları sessizleşmişti. Sanki şehir bile konuşmak istemiyordu.
Bir parkın yanından geçtim. Banklar boştu. Salıncaklar hareketsizdi. Çocuk sesi yoktu. Sadece güneş vardı ve o bile fazla konuşkandı.
İçimde garip bir kırgınlık büyüyordu. Sadece havaya değil, zamana, insanlara, geçmişe karşı bir kırgınlık.
Kendi kendime yine sordum:
Kaç derecenin üstü sıcak?
Ama artık cevabı dışarıda aramıyordum. İçimde arıyordum.
Belki de ısı, insanın yalnız kaldığında hissettiği boşluktu.
Bir Telefon Ekranında Donan Umut
Banklardan birine oturdum. Telefonumu açtım. Bir mesaj bekliyordum. Gelmedi.
Ekran kapandığında yansımamı gördüm. Yüzümde yorgun bir ifade vardı. Gözlerim güneşten değil, beklemekten kısılmış gibiydi.
O an fark ettim ki sıcaklık sadece havada değildi. Beklemek de sıcaktı. Özlemek de.
Belki de insan en çok beklerken yanıyordu.
Akşamüstü Gölgesinde Gerçeğe Yaklaşmak
Gün ilerledikçe güneş biraz yumuşadı. Ama bu bir rahatlama değildi. Sadece başka bir tür sıcaklıktı. Daha sessiz, daha derin.
Akşamüstü olduğunda yürüyüşüm beni şehrin kenarına götürdü. Ufukta dağlar görünüyordu. Kayseri’nin sert hatları, gökyüzünün turuncusuyla birleşmişti.
O an durdum.
İlk defa sıcaklığı sadece bir hava durumu olarak düşünmeyi bıraktım.
Kendi kendime sessizce söyledim:
“Kaç derecenin üstü sıcak? Belki de insanın dayanamayacağı her an.”
O cümle garip bir şekilde içimi rahatlattı. Çünkü artık ölçmeye çalışmıyordum. Sadece hissediyordum.
Geceye Doğru: Soğuyan Havanın İçindeki Sessiz Gerçek
Gece olduğunda hava gerçekten değişti. Rüzgâr hafifledi. Sokak lambaları yandı. Şehir biraz nefes aldı.
Ama ben hâlâ aynıydım.
Odamın penceresini açtım. Bu kez sıcak değil, sadece yorgun bir hava vardı dışarıda. Oturdum ve gün boyu düşündüğüm her şeyi zihnimde tekrar ettim.
Otobüs durağı… kafe… yürüdüğüm sokaklar… ve o tek soru:
Kaç derecenin üstü sıcak?
Artık bu sorunun bir cevabı olmadığını biliyordum. Çünkü sıcaklık bir sayı değil, bir hissetme biçimiydi.
Bazı insanlar için 25 derece bile fazlaydı. Bazıları için 40 bile dayanılırdı. Ama asıl mesele derece değil, insanın içinde ne taşıdığıydı.
İçimde Kalan Son Düşünce
Gecenin sessizliğinde son kez düşündüm.
Belki de sıcaklık, insanın kalbinde biriken şeylerin taşma noktasıydı.
Ve o nokta herkes için farklıydı.
Benim için bugün çoktan aşılmıştı.