Dede Korkut Hikayeleri’nin 3 Özelliği: Kahramanlık, Mizah ve Aşk
Herkesin hayatında bir dönüm noktası vardır. Benimki 25 yaşında, İzmir’de, arkadaşlarla takıldığımız sıradan bir akşamda gerçekleşti. Karşımdaki arkadaşım elinde şişesiyle birden “Ya, Dede Korkut’u okudum da, bence çok ilginç, hem de çok farklı bir şey var.” dedi. Ben de doğal olarak, “Abi, Dede Korkut diyor, o kadar da bir şey yok.” şeklinde tepki verdim ama içimden de “Yok abi, ben bir şans vereyim, belki bir yerlerde gizli bir komedi var” diyerek başladım okumaya. Gerçekten de hikayeleri okudukça, o eski kahramanlık, mizah ve aşk karışımına hayran kaldım.
Şimdi, İzmir’de çarşıda gezerek, tek tek kafelerde oturup bu yazıyı yazarken, Dede Korkut Hikayeleri’nin 3 özelliği nedir? sorusuna bakacak olursak; işin içinde kahramanlık, mizah ve aşk var. Şimdi, bunları biraz derinlemesine inceleyelim. Tabii, bir yandan da İzmir’in sokaklarından gelen “baba bir kahve daha al” gibi sesler arasında, bu hikayelerin nasıl birer kültür hazinesi olduğunu keşfetmeye çalışacağım.
Kahramanlık: Kendi Efsaneniz Olacak!
Dede Korkut Hikayeleri denildiğinde, ilk akla gelen şey kahramanlardır. Yani, Dede Korkut’un öykülerinde “Dede Korkut Hikayeleri’nin 3 özelliği nedir?” diye soran birine verebileceğiniz ilk cevap, tabii ki kahramanlık olacaktır. Kahramanlar, olaylar karşısında sergiledikleri büyük cesaret, yiğitlik ve duruşla toplumu etkilerler. Ama işin komik tarafı, bu kahramanlar bazen biraz fazla “yardımcı güç” kullanıyor gibi hissedilir. Mesela, bir hikayede kahramanlardan biri, düşmanını bir kazıkla delip geçiyor. Arkadaşlarım bana hep “Şu kadar güç lazım mı, yahu” diye takılır. Haklılar! O kazık biraz fazla büyük olabilir.
O yüzden, bir yandan düşmanlar böyle “korkunç”, “devasa” görünse de kahramanlarımız, her türlü sıkıntıyı aşmayı başarıyor. Bu da bize, kahraman olmanın sadece fiziksel güçle değil, azimle, zekâyla ve kararlılıkla mümkün olduğunu hatırlatıyor. Aynen bir İzmirli’nin sabah 7’de uyanıp, birdenbire kahve içme isteğiyle dondurmacıya gitmesi gibi!
Mizah: Korku ve Komedi Bir Arada
Beni en çok cezbeden kısım ise, Dede Korkut Hikayeleri’ndeki mizah anlayışı oldu. Çünkü biz Türkler, zaten mizahı bir şekilde hayatımızın merkezine koymuş bir milletiz. İzmir’de yaşıyorum, her sabah kahve alırken espri yapmadan kimse bir şey yapmaz. Bu yüzden Dede Korkut Hikayeleri’nde de her olay bir şekilde mizahı barındırıyor. İnsanlar gerçekten öyle komik olaylarla karşılaşıyorlar ki, bir yanda kahramanlık yapıyorlar, diğer yanda sanki bir komedi şovunda rol alıyorlar gibi.
Mesela, Dede Korkut’un öykülerindeki kahramanlar genellikle zor bir duruma düşerler ve bu durumlar çözülmeden önce kısa bir espri veya komik bir olay yaşanır. Örnek veriyorum, bir kahraman düşmanı yenecekken “Hadi gel bakalım, bana öyle bir bakma” gibi bir espri yapabiliyor. Bu, hikayenin tam ortasında bir mizahi an yaratır.
Tabii, hikayelerdeki mizah her zaman zarif ve ince bir şekilde işlenmiş. İzmir’deki arkadaş ortamımızda da benzer şekilde, bazen esprilerimiz çok derin anlamlara ulaşabiliyor. Bazen kahkahalar, bazen de içsel bir düşünce olarak kalıyor.
Aşk: Kahramanlık Bunu Gerektirir!
Dede Korkut Hikayeleri’nde aşk da önemli bir yere sahiptir. Hani, bazen hayatınızda bir şeyler yolunda gitmez ama siz yine de bir şarkı dinlersiniz, bir kitap okursunuz, ya da içten içe bir aşkı hayal edersiniz. İşte, bu tam olarak Dede Korkut’un kahramanlarının hissettikleri şeydir. Aşk, bir yanda kahramanlıkla birleşiyor, diğer yanda ise bir şekilde onun en büyük motivasyonu haline geliyor. Kahramanların hayatındaki en büyük zorluklar, genellikle aşk yüzünden ortaya çıkıyor.
Yani, İzmir’de arkadaşlarla buluştuğumda, “Abi, ben hayatımda hiçbir zaman bu kadar zor durumda kalmadım, bir de o kadar karışık işlerim varken bir sevgili de bulmak zor” derken, bir yandan da aşkı, hayatta her zaman bize gücü hatırlatan bir güç kaynağı olarak görmek çok kıymetli oluyor. Bu yüzden, Dede Korkut’un kahramanları genellikle büyük bir aşk uğruna cesaretlerini test ederler.
İç Ses: Dede Korkut’a Tepki
“Yahu, Dede Korkut’un bu kahramanları hep sıkıntıya düşüyor, sürekli bir aksiyon var. Yok mudur bu hikayede biraz sakinleşip kafa dinleyen bir karakter?”
“Abi, öyle diyor ama sonunda bir kahraman daha çıkar, bir kazıkla düşmanı yerle bir eder. Sen de bu hikayede bir tür kahraman oluyorsun, o yüzden sıkı tutun.”
Evet, bazen bu hikayelerin yoğunluğunda kaybolabilirsiniz. Bir olay, bir kahramanlık mücadelesi bitmeden diğer bir mücadele başlar. Ama işin içinde yine de mizah ve aşk vardır.
Sonuç: Dede Korkut, Bize Her Şeyin Uzakta Olmadığını Söylüyor
Sonuç olarak, Dede Korkut Hikayeleri’ni okurken hem kahramanlık, hem mizah, hem de aşk arasında gidip geliyorsunuz. İzmir’deki kafelerde, arkadaşlarla otururken ya da bir spor salonunda egzersiz yaparken birden “Yahu, Dede Korkut’un kahramanları gibi ben de bir şeylere atılabilir miyim?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. İnsanın hayatı bazen tıpkı bu hikayeler gibi karmaşık olabilir ama her zaman bir çözüm vardır.
Yani demem o ki; kahramanlık her zaman yakınınızdadır, mizahı bulmak sadece bir gülüş meselesidir ve aşk… Aşk ise her şeyin birleşimi. Hem kahraman olmak, hem gülmek, hem de sevmek… İşte bu, Dede Korkut Hikayeleri’nin 3 özelliği arasında en önemlisi.
Tabii, bazen biraz da kahkahalarla…